ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU’NU ZİYARET ETTİK

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ve Yönetim Kurulu üyelerimiz Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nu ziyaret etti.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı merkez binasında gerçekleştirilen görüşmeye Konfederasyonumuz Türkiye Kamu-Sen’in Genel Başkanı İsmail Koncuk ile birlikte Türkiye Kamu-Sen Genel Sekreteri ve Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Türkiye Kamu-Sen Genel Teşkilatlandırma Sekreteri ve Türk Büro-Sen Genel Başkanı Fahrettin Yokuş, Türkiye Kamu-Sen Genel Toplu Sözleşme Sekreteri ve Türk İmar-Sen Genel Başkanı Necati Alsancak, Türkiye Kamu-Sen Genel Sosyal İşler Sekreteri ve Genel Başkanımız Şerafettin DENİZ,  Türkiye Kamu-Sen Genel Basın Sekreteri ve Türk Haber-Sen Genel Başkanı Sedat Yılmaz, Türkiye Kamu-Sen Genel Dış İlişkiler Sekreteri ve Türk Tarım Orman-Sen Genel Başkanı Ahmet Demirci, Türk Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı Hasan Hüseyin Yılmaz ve Türk Emekli-Sen Genel Başkanı Osman Özdemir  katıldı.

KONCUK: ÇALIŞMA HAYATININ SORUNLARI ÇÖZÜM BEKLİYOR

Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na yeni görevinde başarılar dileyen Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, çalışma hayatında varolan birçok sorunun acilen çözüm beklediğini dile getirdi. Koncuk,  “Yapılan bir toplu sözleşme var ve hala uygulanmayan 21 madde mevcut. Bu maddeler mutlaka yerine getirilmesi gereken maddelerdir, mesela 4-C’lilere kadro konusu. Bu kanayan bir yaradır, bir türlü çözülemedi. İnşaallah sizin döneminizde bu mesele nihayete kavuşur. Türkiye’ye yakışmayan bir istihdam modelidir 4-C modeli. Bunun için Türkiye Kamu-Sen olarak yıllardır 4-C’lilerin 4-B’lilerin, vekil ebe, vekil hemşire, vekil imam.. Bunların kadroya alınmasının mücadelesini hem toplu sözleşmelerde, hem KPDK toplantılarında, hem de bu tip görüşmelerde ifade ediyoruz.

Memur işi yapan kamu işçileri var, bu konuda da gerekli adımlar artık atılmalıdır. Disiplin affı konusu yıllardır gündeme getirmekteyiz. KİT’lerdeki ücret grupları konusu 31.01.2016 tarihine kadar çalışılıp hayata geçmesi gereken bir konuydu aradan 10 ay geçti hala uygulanamadı. Bunlar uygulanmalı. Bu problemler her zaman önümüze gelecek problemler.

Taşeron işçilerin kadroya geçirilmesine ilişkin olarak hazırlanan tasarı hayata geçirilmelidir.

Özel Hizmet tazminatı ile ilgili ortaya çıkan sorunlar çözülmeli, ek ödemelerdeki adaletsizlikler giderilmeli,  Ek göstergelere ilişkin sorunlar çözülmelidir.

Sözleşmeli öğretmen uygulamasından vazgeçilmeli, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu bitmelidir. Genç İstihdamın önü açılmalı, işsizlik azaltılmalıdır.

Emeklilerin sorunları çözülmeli, maaş artışları sağlanmalıdır. Kamu çalışanları lehine çıkan yargı kararları uygulanmalıdır, ayrımcılık yapılmamalıdır. Kamu çalışanları üzerindeki vergi yükü hafifletilmeli, görevde yükselme ve unvan değişikliği adalet ve hakkaniyet ilkelerine öre yapılmalıdır. Mülakat kesinlikle kaldırılmalıdır.

Hizmet sınıflarında yer alan kadrolar yeniden gözden geçirilmeli, yardımcı hizmetler sınıfında çalışan personelin sorunları çözülmelidir.

Döner sermaye ve fon gelirleri adaletli dağıtılmalı, kadro ve derece yükselmesi yapamayan memura yükselebilecekleri en üst kadronun derecesi verilmelidir.

Sorunların çözümü noktasında bir an önce gerekli adımların atılmasını bekliyoruz”  dedi.

KONCUK: MASUM HİÇ BİR İNSAN ZARAR GÖRMEMELİ

Kamuda yaşanan ihraçlar konusunu da gündeme getiren Genel Başkan İsmail Koncuk, adalet ve hukuk içinde soruşturmaların yapılması gerektiğinin altını çizdi. Koncuk, “Soruşturmalar çerçevesinde masum hiç bir insanın zarar görmemesi için son derece titiz bir şekilde davranılması gerekmektedir” dedi.

KONCUK: BÖYLE BİR PERFORMANS SİSTEMİ KAMUDA CİDDİ SIKINTILAR YARATIR

Kamuda Performans sistemine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Genel Başkan Koncuk, “Ortada gezen taslak uygulanırsa kamuda her şey karma karışık bir hal alır” dedi. Koncuk, Kamuda performans değerlendirmesine yönelik sıklıkla haberler yer alıyor basın yayın organlarında. Bu haberle kamu çalışanlarını da oldukça huzursuz ediyor. Devlet Personel Başkanlığının bu konuda bir yönetmelik taslağı hazırladığını biliyoruz. Şayet bu taslak uygulanırsa inanın kamu karman çorman bir hale gelir ve içinden çıkılamaz.

Tamamen subjektif şeyler. Ölçülebilir olmayan hiçbir şeye girmemek lazım. Yapılan puanlamaların belgelerle ortaya konulamadığı bir durumda ki, bunlar yargıdan da dönüyor. Bu konuda binlerce dava açıldı hepsi döndü inanın. Yargı diyor ki, “Bu puanı verdin ama ispat, neye göre verdin?” Performans değerlendirmesinin negatif yönü olmamalı, pozitif yönü olmalıdır, motive edici olmalıdır. 657’de cezalandırıcı maddeler zaten var, daha bunların üzerine yeni cezalandırıcı maddeler getirmek çok doğru olmaz. Performansı konuşurken, motive edici konuları konuşmamız lazım. Burada ise tamamen negatif şeyler var. Böyle bir performans sistemi kamuda ciddi sıkıntıları beraberinde getirir. Geçtiğimiz gün Bursa’da bir çalıştay yaparken o çalıştayın gündem maddelerinde birisi görevde yükselmeydi, o sırada bir yönetmelik yayınlandı Görevde yükselme ve unvan değişikliğine ilişkin. Yani bir taraftan çalıştay yapıyoruz ama o sırada yönetmelik yayınlanıyor. Bunlara dikkat etmek gerekir.

Gelin bir yönetici atama sistemini oluşturalım, bilgili, liyakatli yöneticileri seçelim, ayrımcılığı ortadan kaldıralım, bu sistemi getirelim ondan sonra oturup konuşalım. İlk düğmeyi yanlış iliklemeyelim. Eğer yanlış iliklenirse ne performans ne de başka şeyleri konuşamayız. Biz vatanımızı seviyoruz, doğruya doğru ama yanlışa yanlış deriz.

İş güvencesi noktasında herkes memurlar aleyhinde konuşuyor, ölçülen bir şey yok. Devlet memurları ile ilgili öyle olumsuz kanaatler var ki ama bütün kurumlar işlerini yapmakta. AB ülkelerinde 14 vatandaşa bir memur düşüyor, Türkiye’de ise 29 vatandaşa bir memur düşüyor. Rakamlar ortada. Bu bizim memurumuzun iki kat daha fazla çalıştığını göstermektedir. Bunları söyleyen yok” dedi.

Genel Başkanımız İsmail Koncuk, kamu çalışanlarının sorunlarının yer aldığı kapsamlı bir raporu da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’na iletti.

MEHMET MÜEZZİNOĞLU: TÜRKİYE KAMU-SEN’İN KATKILARI BİZİM İÇİN SON DERECE ÖNEMLİDİR

Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu ise Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ve Yönetim Kurulu Üyelerimizin ziyaretinden büyük memnuniyet duyduğunu belirterek, çalışma hayatında çözüm bekleyen sorunların sonuca ulaştırılması için yoğun bir gayret sarf ettiklerini belirtti. Müezzinoğlu,  bu sorunların çözümü noktasında Türkiye Kamu-Sen’in görüş, öneri ve düşüncelerinin kendileri için önem arz ettiğini belirtirken, Türkiye Kamu-Sen’in birikim ve deneyimlerinden faydalanmak istediklerini söyledi.  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Müezzinoğlu, önümüzdeki dönemde çok daha kapsamlı olarak yapılacak çalışmalarda Türkiye Kamu-Sen ile sürekli diyalog halinde olacaklarının altını çizdi.

 

16046
16045
16038
16039
16044

ANKARA-4 NOLU ŞUBEMİZ TARAFINDAN UDHB ÇALIŞANLARINA AŞURE İKRAMI YAPILDI

Muharrem ayının en güzel geleneklerinden birisi olan Aşure günü,  Ankara-4 Nolu Şube Başkanlığımız tarafından UDHB Bakanlığı’nda yapılan etkinlikle kutlandı.

Genel Başkanımız Şerafettin DENİZ ve Genel Sekreterimiz Z.Gürol TOKER’in de katıldığı etkinlikte,  hep bir ağızdan edilen duaların ardından, kazanlarda yapılan  aşure üyelerimize ve davetlilerimize dağıtıldı.

 

dsc_0374
dsc_0385
dsc_0393
dsc_0397
dsc_0410
dsc_0420
dsc_0426

BURSA YENİŞEHİR HAVALİMANI VE UDHB BURSA BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ’NDE İSTİŞARELERDE BULUNDUK

Genel Başkanımız Şerafettin DENİZ ve Genel Başkan Yardımcımız Vahit CEVİZCİ, Bursa Yenişehir Havalimanı ve UDHB Bursa Bölge Müdürlüğü’nde görev yapan çalışanları ziyaret ettiler.

Gerçekleştirilen ziyaretlerde, temel ücret grupları, DHMİ Havacılık Tazminatı, UDHB’de yaşanan sorunlar ile uygulanmayan toplu sözleşme hükümleri ve daha birçok konuda sendikamızın yapmış olduğu çalışmalar hakkında bilgiler aktarılarak, çalışanların işyerlerinde yaşadıkları lokal sorunlar ile ilgili karşılıklı görüş alışverişinde bulunulmuştur.

 

img_9036
img_9035
14713755_10211389457871321_6875107080009200044_n
14720544_10211389456831295_7829050290288311883_n
img_9042

TÜRKİYE KAMU-SEN BURSA İL TEMSİLCİLİĞİ HİZMET BİNASININ AÇILIŞI GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilciliği’nin ve bazı şubelerimizin yeni hizmet binasının açılışını gerçekleştirdi. Açılışa Genel Başkanımız Şerafettin DENİZ, Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Hazım Zeki Sergi, Türk Enerji-Sen Genel Başkanı Mehmet Özer, Genel Mevzuat ve Toplu Sözleşme Sekreteri M. Yaşar Şahindoğan, Genel Dış İlişkiler ve Basın Sekreteri Sami Özdemir, Türkiye Kamu-Sen Bursa İl Temsilcisi ve Bursa 2 No’lu Şube Başkanı Selçuk Türkoğlu, Bursa 1 No’lu Şube Başkanı Kazım Sarnık, Kocaeli 1 No’lu Şube Başkanı Yaşar Şanlı, Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanı Mustafa Kılıç, Yalova Şube Başkanı Mustafa Deviren, Eskişehir Şube Başkanı Haydar Urfalı, Türkiye Kamu-Sen’e bağlı sendikaların Bursa şube başkanları, ilçe ve işyeri temsilcileri ile çok sayıda üyemiz katıldı.

Sadece günü kurtarmak derdi ile hareket etmeden, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demeden, musibetlerin hiç de hak etmediğimiz halde bizleri bulabileceğini düşünerek hareket etmeliyiz.

Açılışta bir konuşma yapan Genel Başkan İsmail Koncuk, “Özellikle açılışını yaptığımız Türkiye Kamu-Sen İl Temsilciliği ve bazı şubelerimizin hizmet binasının hem camiamıza hem de tüm milletimize hayırlı uğurlu olmasını Yüce Allah’tan diliyorum” diyerek sözlerine başladı. Koncuk şunları kaydetti: “15 Temmuz tarihinden bu yana yaşadıklarımız kamu çalışanlarına ve milletimize bir sendikanın nasıl olması gerektiği konusunda bir fikir vermiştir diye düşünüyorum.  Türkiye Kamu-Sen insan haklarını merkezine alan, ahlakı, erdemi, fazileti önceleyen ve her insanın, her kurumun bir ahlakı olması gerektiği üzere sendikacılığın da bir ahlakı olması gerektiğini savunan ve bunu her zeminde, her fırsatta ortaya koyan Türkiye’nin en önemli sendikalarından birisidir.  Artık Türkiye’de tüm kamu görevlilerinin sendikacılık konusunda samimi bir karar vermesi gerektiğini düşünüyorum. Sadece günü kurtarmak derdi ile hareket etmeden, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demeden, musibetlerin hiç de hak etmediğimiz halde bizleri bulabileceğini düşünerek hareket etmeliyiz. Nitekim 15 Temmuz sürecinden bu yana, kamuda birtakım kamu çalışanlarının başına gelenler esasen bunu herkese göstermiştir.”

Darbe yapmak hainlerin mantığıdır ama devlet yönetmek her şart altında adaletle, hukukla, insana saygı ile olmalıdır ki, o hain darbecilerden farkımız olduğunu ortaya koyabilelim

“Devlet kanunlarla, adaletle ve hukuk ile yönetilir” diyen Koncuk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hem ülkemiz hem milletimiz 15 Temmuz’da alçak bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldı. Onların niyetlerini biliyoruz. Eğer 15 Temmuz’da hain darbeciler başarılı olsalardı, bugün burada toplantı yapıyor olamayacaktık. Biz elbette bunun bilincindeyiz. Ama bu gerekçe dahi hukuktan, adaletten uzaklaşma sonucunu doğurmamalıdır. Darbe yapmak hainlerin mantığıdır ama devlet yönetmek her şart altında adaletle, hukukla, insana saygı ile olmalıdır ki, o hain darbecilerden farkımız olduğunu ortaya koyabilelim” dedi.

Hain teröristlerle masum insanları birbirine karıştırmayacak sağlam yöntemler ile hareket ettiğiniz ve adalet çerçevesinde yaklaştığınız sürece bizim darbecilerden bir farkımız olur

Suçluların cezalandırılması gerektiğini kaydeden Koncuk, ancak hain teröristlerle kamuda görevini yapan memuru birbirine karıştırmamak gerektiğini ifade etti. Koncuk şunları söyledi: “Elbette TBMM’ye bombalar yağdıranlar hak ettiği en ağır cezaya çarptırılmalıdır. Milletimizin üzerine kurşun yağdıranlar 241 vatandaşımızın şehit olmasına, yaklaşık 2 bin 300 vatandaşımızın ise yaralanmasına sebep olanlar elbette ki cezalandırılmalıdır. Ancak iline silah alan ile kamuda görevini yapan memuru birbirine karıştırmamak gerekiyor. Hain teröristlerle masum insanları birbirine karıştırmayacak sağlam yöntemler ile hareket ettiğiniz ve adalet çerçevesinde yaklaştığınız sürece bizim darbecilerden bir farkımız olur. İlk günden bu tarafa Türkiye Kamu-Sen olarak hak, adalet, hukuk vurgusu yapıyoruz. Kızgınlığınız, kininiz, mantığınızı, vicdanınızı örtmesin diyoruz.  İlk günden bu yana bunu vurguluyoruz.”

Vatansever birçok insan hiçbir alakası olmadığı halde açığa alınmış. Sadece derdi vatanı, milleti olan birçok insan ihraç edilmiş durumda. Biz bunları söylediğimizde mağdur edebiyatı mı yapmış olacağız? Bunları söylememek için vicdanımızı kiraya vermiş olmamız lazım.

Bu örgüt ile bir şekilde omuz omuza verenlerin, bu hain örgütün yaptığını onaylayanların cezasını çekmesi gerektiğini kaydeden Koncuk, “Ancak iş o hale geldi ki, artık kantarın topuzu kaçtı” dedi. Başbakan Binali Yıldırım’ın “Mağdur edebiyatlarına bakmayın” şeklindeki açıklamasını da eleştiren Koncuk, şöyle konuştu:  “Sayın Başbakan Binali Yıldırım bazı açıklamalarında ‘Mağdur edebiyatlarına bakmayın. Mağdur edebiyatı yapmak FETÖ’ye destek vermektir.’ diyor. Nasıl mağdur edebiyatı oluyor? Vatansever birçok insan hiçbir alakası olmadığı halde açığa alınmış. Sadece derdi vatanı, milleti olan birçok insan ihraç edilmiş durumda. Biz bunları söylediğimizde mağdur edebiyatı mı yapmış olacağız? Bunları söylememek için vicdanımızı kiraya vermiş olmamız lazım. Bunları söyleyemeyen hangi yüzle, hangi sıfatla ortaya çıkacak ve ‘Ben sivil toplum örgütüyüm, sendikayım ya da sendikacıyım’ diyebilecek.  Kamu çalışanları, sendikayım diye ortaya çıkıp, buna rağmen bu süreçte adalet ve hukuk adına konuşmaktan dahi kaçmış olanları dikkatle değerlendirmek zorundadır.”

“Türkiye Kamu-Sen olarak Allah’a hamdolsun yüzümüz her zaman aktır” diyen Koncuk,  FETÖ İle Türkiye Kamu-Sen’in tarihinin hiçbir döneminde birliği ve beraberliği olmadığını, koyun koyuna yatmadığını söyledi. “Çiğ et yemedik ki karnımız ağrısın” diyen Koncuk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunları yüreklice söyleme hakkına sahibiz. Ama birileri söyleyemiyor. Neden? Çünkü bir zamanlar omuz omuza verdiler, koyun koyuna yattılar.”

Burada hedef gerçekten Türkiye’de verimliliğin artırılması, milletimizin huzurlu, mutlu olması mı yoksa siyasal iktidarların bundan sonraki süreçte kamu görevlilerinden gözünü kaşını beğenmediğini kulağından tutup kapının önüne koyabilecek bir düzenleme yapması mı?  Gerçek hedef nedir?

İş güvencesi ile ilgili önemli açıklamalar da yapan Genel Başkan İsmail Koncuk, iş güvencesinin ortadan kaldırılmasına müsaade etmeyeceklerini bildirdi. Koncuk şunları kaydetti: “Bursa’da kamu çalışanlarının geleceğini ilgilendiren önemli bir çalıştay yapılıyor. O çalıştayda da ifade ettim: Kamu çalışanlarının iş güvencesini ortadan kaldırmaya yönelik bir çalıştay yapılıyor. Burada hedef gerçekten Türkiye’de verimliliğin artırılması, milletimizin huzurlu, mutlu olması mı yoksa siyasal iktidarların bundan sonraki süreçte kamu görevlilerinden gözünü kaşını beğenmediğini kulağından tutup kapının önüne koyabilecek bir düzenleme yapması mı?  Gerçek hedef nedir?   Bunu açıkça konuşalım dedim. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu’na da bunları ifade ettim. Dolayısıyla Türkiye Kamu-Sen olarak kamu çalışanlarının iş güvencesinin ortadan kaldırılmasına yönelik her türlü mücadeleyi bugüne kadar verdik, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz. Kimse şunu düşünmesin: OHAL ortamından istifade ederek, kamu çalışanlarının bütün haklarını budayayım, fırsat bu fırsattır, istediğim gibi at oynatayım! Hiç kimse kurusa bakmasın.  Böyle bir hak kimsede yok. OHAL’in ilan sebebi bellidir. OHAL’i kimse kamu çalışanlarının Cumhuriyet tarihi boyunca elde ettiği hakları kırıp atmak olarak göremez.  Buna hiçbir zaman müsaade etmeyeceğiz.  Buna sessiz mi kalacağız? Yarın evlatlarımızın yüzüne nasıl bakacağız? Bu ülkede sadece biz yaşamayacağız, aynı zamanda evlatlarımız da yaşayacak.  Dolayısıyla sendikal mücadelenin ne olduğunu bütün kamu çalışanlarının bir kez daha düşünmesini istiyorum.  Bu anlamda Türkiye’nin nereye gittiğini, haklarımızın gelecekte nasıl şekilleneceğini, çocuklarımızın nasıl bir çalışma hayatının beklediğini bütün insanlarımızın, kamu çalışanlarının değerlendirmesini istiyorum ve ‘Bana ne görev düşüyor?’ diye sorsunlar.  İşte o gün tam da bugündür.”

Koncuk sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz ülkemizin birlik ve beraberlik içerisinde, her türlü zorluğun üstesinden geleceğimize inanıyoruz.  Bunları asla siyasi saiklerle ifade etmiyorum. Bunları söylemeyi, bir vatansever, sendika genel başkanı ve 35 yıllık bir kamu çalışanı olarak milli bir vazife olarak görüyorum. A iktidarı ya da B iktidarı, bunlar gelir, geçer. Birçok siyasi iktidar gördük, hepsinin yerinde yeller esiyor.  Yarın mevcut siyasi iktidarda değişecek, başka siyasi iktidarlar gelecek ama kamu çalışanları için verdiğimiz mücadele belki şekil değiştirecek ama mutlaka sürecek. Bu düşünceler ile ülkemizin hem içte hem dışta, terörle mücadelede başarılı olmasını tüm yüreğimizle desteklediğimizi ifade etmek istiyorum.  Gerek Suriye’de,  gerek Irak’ta, gerekse ülkemizin Güneydoğusunda Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından verilen mücadeleyi destekliyoruz. Bu konuda Hükümetin arkasındayız.  Bu konuda asla siyaset, ideolojik ayrım yapmıyoruz, en ufak bir menfaat dahi ummaksızın bu mücadelede Hükümetin vereceği kararlı duruşun arkasında olacağız. Milletimizin geleceği açısından Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, polisimizin verdiği bu mücadeleyi her hangi bir şart öne sürmeden Türkiye Kamu-Sen olarak destekliyoruz.”

16030
16028
16032

“KAMU PERSONEL SİSTEMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ” ÇALIŞTAYI BAŞLADI

Kamu Personel Sistemine ilişkin olarak Çalışma ve Sosyal Bakanlığı ile Devlet Personel Başkanlığı nezdinde gerçekleştirilen, “Kamu Personel Sisteminin Değerlendirilmesi” çalıştayı Bursa’da başladı. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ve Genel Başkanımız Şerafettin DENİZ’de çalıştay’da hazır bulunuyor.

Çalıştayın açılış konuşmalarının ardından bir panel düzenlendi. Panelde Konfederasyon Genel Başkanımız İsmail Koncuk’da panelist olarak yer aldı.

Panelde, Kamu görevlilerinin Dünya ve Türkiye’deki durumlarına yönelik olarak istatistiki bilgiler veren Genel Başkan İsmail Koncuk, Türkiye’deki kamu personel sisteminin sorunlarını ve çözüm önerilerini masaya taşıdı.

Bu çerçevede kamu görevlilerinin iş güvencelerinden asla taviz verilmeden, mevcut sorunların çözülmesi noktasında her türlü desteği vereceklerini  ifade eden Koncuk, kamu personelinin ücretlendirme, hizmet sınıfları, statüleri, tayinleri, terfileri, işe alınışları, görevde yükselmeleri, yer değiştirmeleri konusundaki sorunların çözülmesi gerektiğine dair önerilerini ve çözüm yollarını ortaya koydu.

KONCUK: MEMURLUK KAVRAMINI KALDIRMAYA YÖNELİK ATILAN HER ADIMA DİKKAT EDİLMELİ. BU MİLLİ BİR VAZİFE GİBİ GÖRÜLMELİDİR

Panelin açılışında konuşan  Genel Başkan İsmail Koncuk, tüm katılımcıları selamlarken, panelin kamu çalışanlarına ve milletimize hayırlı olmasını diledi. Koncuk, “Sayın Bakan, 15 Temmuz darbe girişiminin kamu personeli  rejiminde değişiklik yapılmasının ne kadar gerekli olduğu gerekliliğini konuşmasında vurguladı.

Ben 15 Temmuz darbe girişimi gerekçesiyle kamu personel rejiminde bir değişiklik yapılması iddiasının, 15 Temmuz olaylarından siyasetçilerin bir ders almadığı sonucunu çıkarıyorum.  Buradan hareketle eğer bir ders çıkarmak gerekiyorsa tam tersine ders çıkarmak lazım.  Kamuda liyakati yerle bir eden siyaset kurumudur, ayrımcılığı ortaya koyan siyaset kurumudur, benim  yandaşım, benim adamın  olsun diyen siyaset kurumudur. Elbette bunu yapan sadece bugünkü siyasi iktidar değil,  bir çoğu yapmıştır bunu.

Gerçekten Türkiye’de,  verimliliği, kaliteyi artırıcı  bir çalışma mı sergilenmesi mi arzu ediliyor, yoksa kamuyu istediğimiz gibi dizayn edelim, devlet memurunu kapının önüne istediğimiz gibi koyalım anlayışı mı arzu ediliyor. Bu çalıştayın ana teması iş güvencesiz bir statü ortaya koymak, bunu hepimiz biliyoruz.

Daha önceki Çalışma Bakanlarında bu minvalde konuştular hep. Hükümetin böyle bir politikası var. Sayın Cumhurbaşkanınının, Başbakanlığı döneminde kamu çalışanları ile ilgili, iş güvencesiyle ilgili söylemlerinden hareketle başladı bu politika. Son dönemlerde çok gördüm, çok rastladım, belki de hayatın hiçbir döneminde 657’yi okumamış kişiler devlet memurluğu konusunda oturdular ahkam kestiler. Bu çok acıdır.

Bir kere şuna dikkat etmeliyiz. Devleti cisim haline getiren, devlet memurluğu kavramını kaldırmaya yönelik her adıma dikkat etmemiz lazım. Bu bir milli vazife gibi düşünülmelidir. Bu devletin ali geleceğidir. Siyasiler bugün var yarın yok ama devlet memuru devleti anlamlandıran tek kesimdir. O nedenle iş güvencesi vardır.

Liyakat nedir? Öncelikle samimiyetle bunu tanımlamamız lazım. 15 Temmuz belası hepimizin olayları değerlendirme şeklimizi değiştirmemiz gereken bir olaydır. O halde liyakati önceleyen bir anlayışla değerlendirmemiz lazım.

Paralel yapı var mıymış? Evet varmış. Şu soruyu sormak gerekmez mi? Nasıl oldular? Türk Silahlı Kuvvetlerinde bu devlet içindeki devlet olma iddiasındakiler nasıl yapılandı? Bunun suçlusu 657 değil, onu delmektir. 2010 da KPSS’de “Hırsızlık var” diye bağırdım, ispat ettim, belgelerini koydum. Eğitim bilimleri sınavı iptal edildi . Ben “Hırsızlık var” diye bağırırken, o dönemki siyasiler, YÖK Başkanı beni yalan söylemekle itham ettiler.  2012’de yine “İstismar var” dedim. “ÖSYM’de olması gereken kitapçık nasıl başka ellerde?” dedim cevap veremediler.

Bunları söylerken, “Evlatlarımızın alın teri çalındı” derken siyasilerin bu sorumluluğu taşıması gerekirken ki, devri iktidarınızda hırsızlık oldu, bu iktidarınıza hakarettir. Neredeyse biz hırsız olduk. Bunu sağlayan göz yuman kim? Siyasilerin vurdumduymazlığıdır. Bu genel bir hastalıktır bunun düzeltilmesi gerekir.

15 Temmuz’dan sonra kamuda paralel yapının ülkeyi ne hale getirdiğini gördük. Hiçbir paralel yapılanmaya sendika, cemaat, stk vs.  her kimse devlet içinde devlet olmasına izin vermeyelim. Bunu sağlam mevzuatla yapacağız, memura güvenerek yapacağız, ayrımcılığı kaldıracağız. 35 yılık devlet memuruyum, son 3-5 yılki mutsuzluğu başka dönemde yaşamadık. Liyakatten uzak anlayışlar sergilendi, alın teri dökenler görevden alındı. Bu 657’nin suçu değil bunlar düzeltilmelidir. Devlet memuruna gerçek anlamda sahip çıkılmalıdır, ancak böyle yapılabilir.  Kamuya sızmayı sağlayanlar 657’nin delinmesine müsaade edenlerdir” dedi.

TÜRKİYE KAMU-SEN ÇALIŞTAYDA AŞAĞIDAKİ ANA KONULARDAN HAREKETLE TEKLİFLER SINACAKTIR.

  1. ÜLKEMİZDE VE DÜNYADA MEMUR İSTİHDAMINA DAİR TEMEL BİLGİLER
  • Hükümet, Devleti İdare Eden Mekanizmanın Adıdır; Memur İse Devleti Temsil Eder, Hükümetler Geçici, Devletler Kalıcıdır

 Hükümetler ne şekilde göreve gelirse gelsin, oy oranları ne olursa olsun sonuç itibarı ile geçicidirler. Belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde, bir siyasi iktidar altında örgütlenmesi olarak tanımlanan devletler ise kalıcıdır. Bu nedenle siyasi iktidarlar varlıklarını devletlere borçludur.

Memur ise devletin varlığının ve hüküm sürdüğü topraklardaki egemenliğinin temsilcisidir. Dolayısı ile memurun bağlı olduğu örgütlenme, siyasi iktidarlar değil devlet aygıtının bizzat kendisidir. Hükümetlere bağlı ya da iş güvencesi olmayan memur kavramı, devletin devamlılığı ilkesiyle çelişir.

Kamu hizmeti yapan memur, devlet otoritesini temsil etmekte ve bu otoriteyi kullanmaktadır. Memur, çalışması ile kamu hizmeti ürettiği için ve bu hizmeti üretirken devleti temsil ettiği ve devlet otoritesini kullandığı için özel kesim işçilerinin içinde bulunduğu çalışma ilişkilerine tabi olamaz. Bu yaklaşımla, memurların çalışma ilişkilerinde tabi oldukları kurallar tek yanlı üretilen, çeşitli güvenceler içeren bir statü rejimine bağlanmıştır.

  • Dünyanın Gelişmiş Bütün Ülkelerinde İşçilerle Memurlar Farklı Hukuki Statüye Sahiptir

Türkiye ile birlikte İngiltere, Almanya, Fransa, Brezilya, Danimarka, Estonya, İrlanda, İspanya, İsveç, Meksika, Portekiz, Slovenya, Yeni Zelanda, ABD, İtalya, Avustralya, Avusturya, Belçika, Finlandiya, Hollanda, İsrail, İsviçre, İzlanda, Japonya, Kanada, Kore, Macaristan, Norveç, Polonya, Rusya, Slovakya, Şili, Ukrayna, Yunanistan gibi birçok ülkede kamu görevlisi istihdamı farklı bir çerçeveye oturtulmuş; sosyal yardımları, yargılanmaları, görev ve sorumlulukları farklı kanunlarla düzenlenmektedir.

Dolayısıyla gelişmiş ülke olarak kabul edilecek ülkelerin hemen hepsinde statü hukukuna bağlı olarak çalışan bir memur kesimi bulunmaktadır.

  • Dünyanın Gelişmiş Ülkelerinde Memurların Hayat Boyu İş Güvenceleri Bulunmaktadır

Almanya, İtalya, Avusturya, İsveç, Hollanda, İspanya, İngiltere, İrlanda, ABD, Avustralya, Yeni Zelanda, Portekiz, Belçika, Finlandiya, Kore gibi gelişmiş OECD ülkelerinin tamamında toplam kamu çalışanlarının %99’u ile %79’u arasında değişen oranlarda hayat boyu iş garantisi içeren bir istihdam sistemi vardır.

  • Bütün Ülkelerde Memurların İşe Alınışları Özel Sektörden Farklı Olarak Düzenlenmiştir
  • Ülkemizde Sanıldığının Aksine Kamu İstihdamı Yüksek Değil Gelişmiş Ülkelere Nazaran Oldukça Düşüktür

OECD verilerine göre; OECD üyesi ülkelerde toplam istihdamın yüzde 21,3’ü kamuda gerçekleşirken Türkiye’de ise kamuda istihdam oranı yüzde 12,9’dur.  Kamuda istihdam oranı Almanya’da %15,4, Portekiz’de %16,4, İspanya’da yüzde 17,1, İtalya’da %17,3, İsviçre’de %18, Avustralya’da yüzde 18,4, Fransa’da %19,8, Yunanistan’da yüzde 22,6, İngiltere’de yüzde 23,5, Macaristan’da yüzde 26,8 ve Danimarka’da ise yüzde 34,9’dur.

Ülkeler 2013 Ülkeler 2013
Ukrayna 21,7 Yunanistan 22,6
Japonya 7,9 Slovenya 22,9
Şili 10,7 İngiltere 23,5
Polonya 25,2 İrlanda 24,7
Yeni Zelanda 12,4 Lüksemburg 26,1
Türkiye 12,9 Estonya 26,1
Portekiz 16,4 Macaristan 26,8
İspanya 17,1 Slovakya 27,2
İtalya 17,3 İsveç 28,1
İsviçre 18,0 Letonya 31,2
Avustralya 18,4 Norveç 34,6
Fransa 19,8 Danimarka 34,9
Kanada 20,4 Almanya 15,4
Belçika 21,5 Çek Cum. 34,0
OECD 21,3

OECD verilerine göre bir kamu çalışanı Avusturya’da ortalama 18, Kanada’da ve Fransa’da 12, Finlandiya’da 9, Almanya’da 18, Hollanda’da 19, ABD’de 13 kişiye hizmet verirken 78 milyon 741 bin nüfusu olan Türkiye’de 2 milyon 857 bin kamu çalışanı bulunmakta ve 1 kamu çalışanına 28 kişi düşmektedir.

Ücret yönünden incelendiğinde de Türkiye’de bir memurun Avrupa’daki bir memurdan 3 kat daha düşük maaş aldığı görülmektedir. Buna göre Türkiye’de memurlarımız OECD ortalamasına göre 6 kat daha düşük maliyetle, olumsuz şartlarda, yoğun bir iş yükü altında çalışmaktadır.

  • Türkiye OECD İçinde Ortalama Çalışma Süresi En Fazla Olan Ülkeler  Arasında Yer Almaktadır

Kamu görevlileri üzerindeki iş yükü OECD ortalamasının oldukça üzerindedir. Kamuda yıllık ortalama çalışma süresi bakımından 33 OECD ülkesi içinde Türkiye en fazla çalışma süresine sahip 12. ülke konumundadır.

  • Ülkemizde Memurların İş Güvenceleri Sınırsız Değildir

Statü temeline dayalı olan bu çalışma rejiminde, memurun, başta iş güvencesi olmak üzere çeşitli ayrıcalıkları vardır. Ancak iş güvencesi temelinde ortaya konulan bu ayrıcalık mutlak bir güvence içermez. Hangi sebeplerle devlet memurunun işten çıkarılacağı 657 sayılı DMK’nın 125 inci Maddesinin E bölümünde düzenlenmiştir. Bunlar aşağıdaki fiillerdir:

“E – Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır. Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,

b) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,

c) Siyasi partiye girmek,

d) Özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,

e) Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,

f) (Değişik alt bent: 13/02/2011-6111 S.K 111. mad.) Amirlerine, maiyetindekilere ve işsahiplerine fiili tecavüzde bulunmak,

g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,

h) Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,

ı) Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,

j) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,

k) 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.”

Görüldüğü üzere devlet memurları sınırsız bir iş garantisine sahip değildir. Ayrıca devlet memurlarına uyarma, kınama, aylıktan kesme, kademe ilerlemesi durdurulması gibi cezalar da verilebilmektedir. Demek ki, bir takım çevrelerce iddia edildiği gibi devlet memurlarının iş güvencesi sonsuz ve sınırsız değildir.

  • İş Güvencesi Kamu Yararı Gözetmenin ve Kamu Hizmetlerinin Tarafsızlığının Teminatıdır

Kamu hizmetlerinin amacı kamuya yarar sağlamaktır. Kamu yararı da yorumlayanın siyasi görüşüne ve bakış açısına göre değişik anlamlara gelebilen esnek bir kavram niteliği göstermektedir. Ancak bu farklı yorumların hepsi, kamu yararının, bazı genel yararların, kişi ve grup yararlarına tercih edilmesi olduğunda birleşmektedirler. Kamu hizmetleri bu genel yararların gerçekleştirilmesi için kurulmaktadır. Topluma arz edilen bir hizmetin, kamu hizmeti sayılması, o hizmetin doğrudan doğruya kamuya yarar sağlamasına bağlı bulunmaktadır.

Bir hizmetin kamu yararı taşıdığı toplum tarafından ona olan ihtiyaçla belirginleşmekte ve kanun koyucu onu kamu hizmeti haline getirmektedir. Kamu hizmeti ya ilk kez oluşturulmakta veya daha önceden özel kesim tarafından görülen bir hizmetin idaresi devletleştirilmek suretiyle kamu hizmeti kurulmaktadır. Ama bütün durumlarda, kamu hizmetini kanun veya verilmiş bir yetkiye dayanılarak idare, idari bir işlemle kurmaktadır.

Merkezi ve yerel yönetimlerin genel idare esaslarına göre yürüttükleri görevleri mutlaka vardır ve kamu gücü ve kamu otoritesi kullanılarak yürütülen bu görevler asli ve sürekli kamu hizmetleridir. Bu hizmetlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunludur.

Bunun yanında toplumun ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerin, siyasi iktidarlardan bağımsız bir şekilde sunulmasının tek yolu iş güvencesine dayanan memur istihdamıdır. Aksi durumda kamu hizmetinin tarafsızlığı sekteye uğrayacak, iş güvencesi taşımayan kamu görevlisinin siyasi iktidarın vesayeti altına girme tehlikesi ortaya çıkacaktır.

  • Memurun İş Güvencesini Yok Eden Maddeleri Anayasa Mahkemesi İptal Etmiştir

Geçtiğimiz yıl içinde daire başkanı ve üstü unvanlardaki kamu görevlilerinin iş güvencelerine yönelik kısıtlamalar getiren “Daire başkanı ve üstü görevlere, sivil memurlar hariç kolluk teşkilatlarının kadrolarına; açıktan, naklen veya vekâleten yapılan atama ve bu görevlerden alınma, bu görevlerle ilgili yer değiştirme, görev ve unvan değişikliği işlemleri hakkında verilen mahkeme kararlarının gereği, ilgilinin kazanılmış hak aylık derecesine uygun başka bir kadroya atanması suretiyle iki yıl içinde yerine getirilir. Bu görevliler hakkındaki mezkur işlemlerin uygulanması, telafisi güç veya imkansız zararları doğuran hallerden sayılmaz. Bu fıkranın üçüncü cümlesinde belirtilen işlemlerle ilgili mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi ceza soruşturması ve kovuşturmasına konu edilemez; ancak disiplin hükümleri saklıdır.” Hükmündeki 6552 sayılı Torba Kanunun 97. maddesini iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesi iptal kararında kamu görevlisinin idareye karşı korumasız bırakıldığı ve hak arama özgürlüğü bakımından kişilerin idareye karşı sahip oldukları en etkili koruma mekanizmasının iptal davası ve yargı denetiminin hukuk devletinin olmazsa olmaz  koşulu olduğu niteliği taşıdığını, yapılan düzenlemelerin Anayasanın 125. maddesinde yer alan temel ilkelere aykırı olamayacağı gerekçesine yer vermiş, bu ilkeler çerçevesinde; açıkça hukuka aykırı ve telafisi güç zararların birlikte oluşması halinde yürütmeyi durdurma kararı verilmesinin engellenemeyeceği, böyle bir engellemenin kamu yararı ve kamu düzenini korumayacağı, hukukun dışlandığı, yargının etkisiz kaldığı yerde kamu düzeninin daha çok bozulacağı vurgusu yapmıştır.

  1. TÜRK KAMU PERONEL SİSTEMİNİN SORUNLARI
  • Kamu Personel Sistemi Karmaşık Bir Yapı Arz Etmektedir

Devlet kurumlarında, 657 sayılı kanunun 4/a; 4/b, 4/c, 4/d maddesi, 1309 sayılı kanun, 2547 sayılı kanun, 3056 sayılı kanun, 4059 sayılı kanun, 5258 sayılı kanun, 209 sayılı kanun, 5393 sayılı kanun, 540 sayılı KHK, 399 sayılı KHK, 181 sayılı KHK’ya göre, idari hizmet sözleşmesi esaslarına göre, sözleşmeli, geçici, vekil gibi adlar altında çalıştırılan çeşitli statülerde kamu görevlisi bulunmaktadır.

Bu kadar çok, çeşitli bir istihdam rejiminde, görev yapan personelin hiçbiri bir diğeri ile aynı haklara sahip değildir.

Bu statü farklılığı aynı kurumda aynı işi yapmalarına, aynı eğitim düzeyine sahip olmalarına rağmen İş güvencesi, maaş ve özlük hakları, sosyal yardım, ek ödeme, izin hakları gibi konularda farklı uygulamalara tabi tutulan bir çalışan kesimi oluşmasına neden olmaktadır.

Ayrıca, birçok yerde Devletin asli ve sürekli görevleri, toplamda sayıları 1,5 milyonu bulan taşeron firma işçileri eliyle gördürülmeye başlanmış, kamudaki taşeron işçi sayısı neredeyse memur sayısını geçmiştir.

  • İşe Alımlarda Uygulanmak İstenilen Mülakat Nedeniyle Adalet ve Hakkaniyet İlkesinden Uzaklaşılmaktadır

Merkezi yazılı sınav uygulaması işe alımlarda, objektifliğin ve tarafsızlığın sağlanabileceği en önemli unsur iken son dönemde yapılan bazı düzenlemeler, merkezi sınavla personel alımını sınırlandırmak ya da bu duruma bir istisna getirerek, kamuda sınavsız işe girmeyi sağlamaktadır.

İller Bankası personel yönetmeliğinde, kuruluşun toplam personel sayısının yüzde 2’si kadarının merkezi sınava girmeyenlerden de sağlanabileceğine dair getirilen düzenleme bunun en açık örneğidir. Bunun yanında özel kalem müdürlüklerinin ve yerel yönetimlere tanınan merkezi sınav dışı sözleşmeli personel istihdamının kamuda kadrolaşmanın bir yolu olarak kullanıldığı görülmektedir.

Ayrıca il müdürlüğü ve il müdür yardımcılıklarına sınavsız atama yapılmakta ardından da bu kişiler daha alt bir unvanda görevlendirilmek suretiyle kadroya geçirilmekte ve kamuya sınavsız personel alınmaktadır.

Bununla birlikte kamuda mülakat uygulaması başlı başına bir sorun oluşturmakta, alınmış mahkeme kararlarına rağmen mahkeme kararları uygulanmamakta, mülakat işe almalarda asli kriter haline getirilmeye çalışılmaktadır.

  • Ücret Sistemi Açık, Sade ve Yalın değildir

Bugün ülkemizdeki ücret sistemi, 15 dereceli bir aylık gösterge tablosu ve özel hizmet tazminatı, makam, görev, temsil tazminatları ve yan ödeme türlerini gösteren tablolarla birlikte yürütülmektedir. Bu tablolarla birlikte, kamuda 100’den fazla farklı ödeme şekli ortaya çıkmaktadır. Yan ödemelerin ve tazminatların uygulanması sonucunda kimi zaman tazminatlar ve ödemeler, görev aylığının 5-10 katı fazlasına çıkmaktadır.

Kamu kurumlarının ücret yapıları itibarı ile bazı kurumlarda görev yapmakta olan kamu çalışanları bu ödemelerden faydalanırken, kimi kurumlarda çalışanlar faydalanamamaktadır.

Kurumlar arasındaki ücret dengesini sağlamak amacıyla ödenmeye başlanılan ek ödeme bile bir kamu görevlisinin görev aylığını geçmiş durumdadır. Buna göre ek ödeme bir hizmetlinin çıplak ele geçen ücretinin yaklaşık %28’ini teşkil etmekte, bir mühendisin çıplak maaşının ise %20’sine denk gelmektedir.

Ek ödeme, Ek gösterge, Özel hizmet tazminatı, kıdem aylığı gibi konularda sıkıntılar yaşanmaktadır.

Sosyal yardım sistemi etkin bir şekilde işletilememekte, aile ve çocuk yardımı ihtiyacı karşılamaktan çok sembolik bir anlam ifade etmektedir.

Sosyal yardım kalemleri yeterli değildir. (Kira, yakacak, giyim, yiyecek, eğitim, ulaşım gibi sosyal yardım kalemleri oluşturulmalıdır.)

En düşük maaş alan memurla en yüksek maaş alan arasında 4 kat fark vardır. Avrupa’da bu makas 2’ye kadar düşmektedir.

Toplu sözleşme ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu sistemi, gerçek anlamda pazarlık yapma ve kamu görevlilerinin tamamının iradelerini ortaya koyma imkânı sağlamamaktadır.

Bu sistemde ücretlerin sade, adil ve yeterli olduğunu iddia etmek mümkün değildir.

  • Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliklerinde Liyakate Önem Verilmemektedir
  • Kurum İçi ve Kurumlar arası Yer Değiştirme Kriterleri Hakkaniyete Uygun Olarak Belirlenmemekte, Aile Bütünlüğünün Sağlanmasına Yeterince Özen Gösterilmemektedir
  • Personel Dağılımında İller Arasında Denge Bulunmamaktadır

Memur sayısının az olmasının yanı sıra, illere göre kamu görevlisi dağılımı açısından da Türkiye’de sorunlar yaşanmaktadır. Hayat pahalılığının daha yoğun hissedildiği, ulaşımın güç ve ev kiralarının yüksek olduğu illerde kadro boşluğunun bulunması, buna rağmen hayat şartlarının daha kolay olduğu bazı bölgelerde ise yoğun bir kadro fazlası kamu çalışanının bulunması devletin hizmetlerinde aksamalara yol açmaktadır. Öyle ki, Ankara’da 14 kişiye, Hakkari’de 24 kişiye, Adana’da 30 kişiye; İstanbul’da 46 kişiye 1 memur düşmektedir.

  1. ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ
  • İstisnasız Olarak Bütün Sözleşmeli, Geçici, Vekil, Ücretli gibi adlar altında çalıştırılan personel İle Üniversite Mezunu İşçiler Kadroya Geçirilmelidir

Bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan personelin istisnasız olarak 657 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi sağlanmalı, madde metninde sayılmayan kurum ve kuruluşlar da maddeye eklenerek kapsam içine alınmalıdır.

657 sayılı Kanunun 4. maddesinin “B” ve “C” fıkraları kapsamında istihdam edilen personel ile diğer mevzuat hükümlerine göre sözleşmeli, geçici, vekil gibi adlar altında çalışan personelin tamamı herhangi bir hak kaybına uğratılmaksızın ilgili kanunun 4. maddesinin “A” fıkrasında çalışan kadrolu memur olarak değerlendirilmelidir.

Bununla birlikte geçici işçiler, 4. maddenin “D” fıkrası; kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan üniversite ve yüksek okul mezunu kamu işçileri de talepleri halinde bir defaya mahsus olarak memur kadrolarına atanmak üzere ilgili maddenin “A” fıkrası kapsamında değerlendirilmelidir.

Böylelikle kamuda personel statüleri memurlar ve kamu işçileri olarak belirlenmeli, güvencesiz ve esnek istihdam modelleri Kanundan çıkarılmalıdır.

  • Ücret Sistemi Sadeleştirilmelidir

Statü farklılıkları giderilerek maaş sistemi sadeleştirilmeli, 666 sayılı KHK’ya ekli III sayılı cetvel benzeri bir yapılanma her ünvandaki memurlar için uygulanabilir hale getirilmelidir. Bu sayede bütün ödemelerin emekli maaşına ve ikramiyesine yansıtılması sağlanmalıdır.

Ücret sisteminde sadeleşme yapılmaz aynı sistemde devam edilirse, 666 sayılı KHK ile ortaya çıkan ek ödeme ve mahsuplaşma, başta yardımcı hizmetler sınıfı personeli olmak üzere ek gösterge, özel hizmet tazminatı, kıdem aylığı, derece ve kademe ilerlemesi başta olmak üzere sistem içinde meydana gelen arızalar mutlak surette giderilmelidir.

  • Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavları Bir Takvime Bağlanmalı ve Aidiyete Değil Liyakate Önem Veren Hakkaniyete Uygun Adil Bir Terfi Sistemi Oluşturulmalıdır
  • İşe Alımlarda Merkezi Sınavdan Taviz Verilmemeli, Mülakat Gibi Subjektif Değerlendirmelere Yol Açacak Uygulamalardan Kaçınılmalıdır
  • Bütün Kamu Görevlilerinin Görev Tanımları, Tereddüde Yer Vermeyecek Şekilde Yapılmalıdır
  • Zorunlu Rotasyon Uygulamasından Vazgeçilmeli, Norm Kadro Uygulaması İle Personel İhtiyacı Tespit Edilen Bölgelere Teşvik Uygulaması Getirilerek Personel Dağılımının Ülke İçinde Adil Bir Şekilde Gerçekleşmesi Sağlanmalıdır
  • Yer Değiştirme Uygulamalarında Aile Birliğinin Korunması Esas Alınmalıdır
  • Sosyal Yardım Sistemi Genişletilip Geliştirilmelidir
  • Toplu Sözleşme Sistemi Yeniden Düzenlenerek En Fazla Üyeye Sahip İlk 3 Konfederasyondan En Az İkisinin Bir Araya Gelerek  Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna Başvurma Hakkı Getirilmelidir 

İŞ GÜVENCESİ OLMAZSA BÜTÜN BU SAYDIKLARIMIZIN HİÇBİR ANLAMI VE DEĞERİ OLMAYACAKTIR.

UDHB MÜSTEŞARI SAYIN SUAT HAYRİ AKA’YI MAKAMINDA ZİYARET ETTİK

Genel Başkanımız Şerafettin DENİZ ve Yönetim Kurulu Üyelerimiz Z.Gürol TOKER, Yaşar YAZICI, Vahit CEVİZCİ ve Ankara-4 Nolu Şube Başkanımız Öztekin KANBER, bugün (18.10.2016) Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşarlığı görevine atanan Sayın Suat Hayri AKA’yı makamında ziyaret etti.

Son derece olumlu geçen ziyarette UDHB’de yaşanan sorunlar, çalışanların beklentileri ve çözüm yolları üzerinde görüş alışverişinde bulunulmuştur.

Görüşmede;

  • 15 Temmuz FETÖ kalkışmasından sonra Bakanlığımıza bağlı ve ilgili kuruluşlarda yapılacak atamalarda Millet ve Devlet ile problemi olmayan liyakat sahibi insanların atanması,
  • 15 Temmuz kalkışmasından sonra görevden el çektirilen ve yapılan incelemeler neticesinde FETÖ terör örgütü ile bağlantısı olmadığı tespit edilen çalışanların bir an önce görevlerine iade edilmesi,
  • 2002 yılından beri Bakanlık merkez ve taşra teşkilatlarında yapılamayan Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Sınavlarının bir an önce yapılması,
  • Başta Ulaştırma Bölge Müdürlükleri olmak üzere merkez ve taşra teşkilatlarında vekâleten sürdürülen görevlere asaleten atamaların yapılması,
  • Ulaştırma Bölge Müdürlükleri ve Liman Başkanlıkları organizasyon şemasının bir an önce çıkarılması,
  • Liman Başkanlıklarının görev, sorumluluk ve iş yüküne göre sınıflandırılması,
  • 655 Sayılı KHK ile mağdur edilen Teknik ve İdari Uzmanların kayıplarının telafisi için gerekli düzenlemelerin yapılması,
  • Karayollarındaki Denetim İstasyonlarında görev yapan personele, Denetim Memuru unvanının verilmesi
  • 655 sayılı KHK ile unvanları kaldırılarak Memur statüsüne dönüştürülen ve dereceleri düşürülen Memurların unvan ve derecelerinin düzeltilmesi,
  • UDHB Bölge Müdürlük ve Liman Başkanlıklarının hizmet binalarında modernizasyon çalışması yapılması

İle ilgili taleplerimiz Genel Başkanımız Şerafettin DENİZ tarafından, UDHB Müsteşarı Sayın Suat Hayri AKA’ya anlatılmış ve bir dosya halinde kendisine takdim edilmiştir.

Türk Ulaşım-Sen olarak, UDHB Müsteşarı Sayın Suat Hayri AKA’ya, yeni görevinde başarılar diler, sorunların çözümüne ilişkin olumlu tavırları ve sendikamıza göstermiş olduğu ilgiden dolayı teşekkür ederiz.

img_8777
ssd

BİR “SARI SENDİKA” HİKAYESİ

1995’te kurulmuşlardı. 2003 yılına kadar varlığı yokluğu 2 milyonu aşkın memur tarafından fark edilmediği gibi, kamuoyunda da varlıklarının farkında olan hemen hemen hiç kimse yoktu.. Ne alanlarda ne de meydanlarda görülmüşlerdi. Öyle ki; 2002’nin sonunda bütün hizmet kollarındaki toplam üye sayıları zor bela 40 bine yaklaşmıştı.. Sendikal mücadele bayrağını tutup kaldıran, hedefe doğru giderken ödenmesi gereken bütün bedelleri ödeyen TÜRKİYE KAMU SEN’in üye sayısı o yıllarda 400 bine ulaşmıştı.

2002 yılında yapılan seçimlerde iktidar el değiştirmişti. HAKK’I – HUKUKU ve ADALETİ savunmanın büyük bir mücadeleyi, özveriyi, ilkeli bir duruşu gerektirdiğinin farkında olmayan bu zavallılar, en güzel kıyafetlerini giyip, sadakatlerini ve bağlılıklarını belirtmek üzere yeni iktidar sahiplerinin kapısını çaldılar.. Siyasi iktidar da, altın tepsi içinde 2 milyonu aşkın memurun beklentilerinin ve umutlarının kendilerine teslim edileceğini beyan eden bu zavallılara bigane kalmadı. Sırtlarını sıvazlayıp bağlılıklarının gereğini yapmaları için iş yerlerine gönderdiler.

Boş mu gönderildiler..? Tabii ki hayır.!

Hakk, hukuk ve adalet duygusundan yoksun olan bu zavallılar, ellerinde terfi-tayin, nakil-sürgün, korku-vehim kılıçları ile geri gönderildiler..

Artık; bıçaklarının önü de, arkası da kesiyordu.. Yalan-yanlış vaadler, tutulmayan sözler, tehditler, şantajlar, kurulan KİRLİ ve HAİN ittifaklar, sürgünler havalarda uçuşmaya başladı..

Çoğu zaman bu gayri ahlaki yöntemlerden sonuç da aldılar. Tam 7 yıl süren entrikalı günler, haftalar, aylar ve yıllardan sonra hedeflerine ulaştılar..

Artık, altın tepsi içindeydi bütün hayallerimiz, beklentilerimiz ve haklarımız..

2012 toplu sözleşmesi tam bir hayal kırıklığıydı.. Tam 20 yıl süren grevli-toplu sözleşmeli sendikal mücadele neticesinde toplu sözleşme hakkı elde edildi. Edildi edilmesine de, ‘ilk toplu sözleşmede de dağ fare doğurdu..’

Karda-kışta, yağmurda-çamurda, gazların-jopların altında, mahkemelerde ve sürgünlerde sürdürülen bu mücadelenin sonucunda ortaya çıkan sonuç tam bir hayal kırıklığıydı..

2013 toplu sözleşmesinde de, toplu sözleşmeler tarihinde bir ilk yaşandı..Bir toplu sözleşmede ilk defa işveren teklifinin altındaki bir rakama imza atıldı..Ve bu toplu sözleşme, toplu sözleşmeler tarihinde kara bir sayfa olarak yerini aldı..(%3+%3 teklifinin yerine 123 TL ye razı olundu.)

2015 toplu sözleşmesi seçimlerden önceye rastlamıştı. İktidar Partisi ücret zammında göreceli olarak biraz cömert davrandı.(Öyle bir algı oluşturulmuş, tarihi bir sözleşme olarak takdim edilmişti.)

Hizmet kollarında imzalanan metinlerde kimi kazanımlar kesin hükümler içerirken, diğer sözüm ona birçok “kazanım” cekli-caklı kelimelerle geçiştirilmişti.

Sözüm ona bu “Kazanım”larla ilgili olarak Hizmet kolumuzdaki sarı sendika boy-boy afişler bastırıp, KAZANDIK(!) ALDIK(!)naralarıyla caka satıyordu..

Peki neydi o “kazanım(!)”lar.?

  • Sözleşmeli personelin temel ücret grupları ile ilgili çalışma 31.01.2016 tarihine kadar bitirilecekti. (Sarı sendika afişlerinde, söz konusu tarihte hayata geçirileceğini söylemişti.Yani guruplar 5’ten 3’e düşecek ve herkesin temel ücretinde ciddi artışlar olacaktı.)

           Aradan yaklaşık 10 ay geçti..!

          Ortalıkta ne yeni ücret grupları, ne artan temel ücretler, ne de o toplu sözleşmedeki imzaların sahipleri var.

  • DHMİ çalışanlarına ödenen HAVACILIK TAZMİNATININ yeni oranları ile ilgili çalışmalar 31.01.2016 tarihine kadar bitirilecek ve takip eden ayın 15’inde yeni oranlara göre ödemeler yapılacaktı..!

          Yaklaşık 10 AY geçti..!

          Hala ne biten bir çalışma ne de yeni oranlara göre ödenen bir tazminat var.!

  • -Sözleşmeli Personelin kullanılmayan yıllık izinleri bir sonraki yıla devredilecekti..

           Devredilmiş yıllık izin yok.!

           Her zamanki gibi devrilen sözleşmeli memurlar oldu..

  • Fiili hizmet zamları ile ilgili çalışmalar bitirilecekken..

           Bitirilen yine memurlar oldu..!

           Ve daha nice gereği yerine getirilmeyen toplu sözleşme hükümleri..

  • Ulaştırma Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatlarında görev yapan memurlar ile SHGM çalışanlarının toplu sözleşme masasındaki sahipsizliği ve YOK sayılması ise sarı sendikacılığın bir başka komedisi..

Sanıyorum ki şu sıralar imzaları yerlerde sürünen sözüm ona sendikacılar bir sonraki toplu sözleşmeyi nasıl satacaklarının planlarını yapmaktadırlar..

Kendilerinden hiç kimsenin hesap sormayacağından o kadar emindirler ki, tek bir açıklama yapma gereği bile duymamaktadırlar.

Tehdit edip, vaad edip, yalan söyleyip, satıp, imzalarının arkasında durmayıp, tuhaf bir şekilde büyümenin rahatlığı bu olsa gerek..

Bir SAPSARI “SENDİKA”nın büyüme (rakamsal olarak) hikayesi de,sorumluluk anlayışı da kısaca böyle sevgili arkadaşlarım..

Artık..

Bu sarı sendikayı ait olduğu yere göndermenin zamanı..

Artık..

HAKK’I TUTUP KALDIRAN

HUKUKU, ADALETİ SAVUNAN

DİK DURABİLENLERLE BERABER OLMANIN

TÜRK ULAŞIM SEN’Lİ, TÜRKİYE KAMU SEN’Lİ OLMANIN TAM ZAMANI..!

SEVDASI VE KAVGASI TÜRKİYE VE TÜRK MİLLETİ OLANLARIN SENDİKASINDA BULUŞMAK DİLEĞİ İLE..

Saygılarımla..

TÜRK-İŞ GENEL BAŞKANI SAYIN ERGÜN ATALAY’I ZİYARET ETTİK

Türk Ulaşım Sen Genel Merkez yönetimi olarak  bugün (13.10.2016) Türk-İş Genel Başkanı Sayın Ergün ATALAY’ı ziyaret ettik.

Gerçekleştirilen ziyarette FETÖ kalkışmasının yarattığı tahribat ve sonuçları ile  çalışma hayatıyla ilgili karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.

Türk Ulaşım-Sen olarak Sayın Ergün ATALAY’a  sendikamıza göstermiş olduğu ilgiden dolayı teşekkür ederiz.

 

dsc_0344
dsc_0342

DHMİ GENEL MÜDÜRÜ SAYIN FUNDA OCAK’I ZİYARET ETTİK

Türk Ulaşım Sen Genel Merkez yönetimi olarak  bugün (13.10.2016) DHMİ Genel Müdürlük görevine atanan Sayın Funda OCAK’ı makamında ziyaret ettik.

Son derece olumlu geçen ziyarette DHMİ’de yaşanan sorunlar, çalışanların beklentileri ve çözüm yolları üzerinde görüş alışverişinde bulunulmuştur.

Görüşmede;

  • FETÖ Kalkışmasından sonra görevden alınan ve suçsuz olduğu tespit edilen personelin bir an önce görevlerine iade edilmesi,
  • Atamalarda liyakatin ve ehliyetin öne çıkarılması, adil olunması,
  • Havacılık Tazminatının çalışanlar arasında yarattığı hoşnutsuzluğun ve adaletsizliğin giderilmesi,
  • Taslak çalışması bitirilen DHMİ Nakil Yönetmeliği’nin bir an önce çıkarılması,
  • Giyim Yardımının her yıl zamanında ve amacına uygun olarak yapılması,
  • Havalimanlarının bazılarında yaşanan servis ve yemek sorununun bir an önce çözülmesi,
  • ARFF Memurluğu unvanının ARFF Teknikerliği’ne dönüştürülmesi,
  • Misafirhanelerin bir an önce iyileştirilmesi,
  • Güvenlik Görevlilerinin nöbet yerlerinin iyileştirilmesi ve standart hale getirilmesi,
  • Lojman Yönetmeliği’nin adil bir hale getirilmesi,
  • Geçici Görevlendirme sorununa çözüm bulunması,
  • Vekâletlerin sonlandırılması,
  • Becayişlere, eş ve sağlık gerekçeli nakillere kolaylık sağlanması,
  • AIM Memuru alımının yapılması,
  • Elektrik personeline ATSEP Lisansı verilmesinin sağlanması,

İle ilgili taleplerimiz Genel Başkanımız Şerafettin DENİZ tarafından, Genel Müdür Sayın Funda OCAK’a anlatılmış ve bir dosya halinde kendisine takdim edilmiştir.

Türk Ulaşım-Sen olarak, Genel Müdür Sayın Funda OCAK’a yeni görevinde başarılar diler, sorunların çözümüne ilişkin olumlu tavırları ve sendikamıza göstermiş olduğu ilgiden dolayı teşekkür ederiz.

dsc_0348
dsc_0342
dsc_0344

TÜRKİYE KAMU-SEN BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRGESİ YAYINLANDI

6-9 Ekim 2016 tarihlerinde “Sendikacılıkta Gerçek Dost Asıl Adres” teması ile gerçekleştirilen Türkiye Kamu-Sen Başkanlar Kurulu İstişare Toplantısı’nda alınan görüşler doğrultusunda hazırlanan sonuç bildirgesini kamuoyunun ve kamu çalışanlarının bilgilerine sunuyoruz.

1- Kahraman ecdadımızın ve evlatlarımızın canları ve kanları pahasına vatan yaptığı topraklarımızda gözü olan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının yok olmaktan kurtarıp bizlere armağan ettiği Devletimizi bölüp, parçalayarak tarih sahnesinden silme amacındaki şer odakları, her türlü ihanete başvurarak faaliyetlerini ara vermeksizin sürdürmektedirler. Bu çerçevede son dönemde daha da artan terör olaylarından, can ve mal kayıplarından son derece rahatsızlık duymaktayız. Bölücü terör, yöre halkını ve güvenlik güçlerimizi hedef almakta, yurdumuzun dört bir yanına şehit ateşi düşmektedir. Vatandaşlarımıza ve güvenlik görevlilerimize karşı yapılan alçakça saldırılarla kardeş kavgaları çıkarmak isteyen, kan dökerek, can alarak ülkemizi bölmeyi amaçlayan hainlerin yakalanıp en ağır cezalara çarptırılması arzumuzu bir kez daha yineliyoruz.

Terör belasının ülkemizden sökülüp atılması, terör örgütlerinin lojistik ve insan kaynağı olan sınırlarımız dışındaki bölgelerin de bu unsurlardan temizlenmesi amacıyla başlatılan Fırat Kalkanı Harekâtını sonuna kadar destekliyoruz.  Bu bağlamda kaynağı neresi olursa olsun birliğimize, dirliğimize, askerimize, polisimize ve sivil vatandaşlarımıza yönelik her türlü şiddet eylemini lanetliyor, sınırlarımız içinde ve dışında yürütülen operasyonlarda ve terör olaylarında hayatlarını kaybeden evlatlarımıza Allah’tan rahmet, şehit ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyoruz. Türkiye Kamu-Sen Başkanlar Kurulu olarak en son terörist de yok edilinceye kadar sürdürülecek uzun ve kararlı mücadele ile ülkemizin yeniden huzur ve güvenlik ortamına kavuşturulması noktasında gerçekleştirilecek her türlü operasyonda güvenlik güçlerimizin arkasında olduğumuzu ilan ediyoruz.

2- 15 Temmuz 2016 günü, 242 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine binlerce vatandaşımızın da yaralanmasına neden olan alçak darbe girişimini ve bunlara destek olan iç ve dış bütün oluşumları nefretle lanetliyoruz.  Bu kalkışma, bu vatan toprakları üzerinde yaşayan, devletine bağlı, millet olma bilinci içinde, binlerce yıllık değerlerine sahip çıkan hiçbir ferdin kabul edemeyeceği alçak bir darbe girişimi, milletimize karşı oynanan küresel oyunun, kahpece suikaste dönüştüğü kara bir gün olarak tarihe geçmiştir.

Milletler, tarih sahnesi içinde önlerine çıkan dönüm noktalarında ortaya koydukları azim ve kararlılıkla medeniyet sahnesindeki yerlerini tayin ederler. Türk milleti, tarihin başlangıcından beri üzerinde oynanan her türlü oyuna rağmen, ihtiyaç duyulan her anda gösterdiği feraset ve cesaretle ön plana çıkmış, etrafına örülmek istenilen her türlü çemberi kırmış, üzerine kurgulanan bütün oyunları bozmuş,  tarihin her döneminde tüm dünyayı kendisine hayran bırakmıştır.  15 Temmuz günü yaşanan hain darbe girişiminde de milletimiz takındığı siyaset ve partiler üstü tavırla, her türlü görüş ayrılığını bir tarafa bırakarak tek yürek halinde, ortak paydamızın Türkiye Cumhuriyeti, buluşma noktamızın ay yıldızlı al bayrağımız olduğunu, değerlerimizden, devletimizden ve demokrasiden asla vazgeçmeyeceğimizi hep bir ağızdan tüm dünyaya bir kez daha haykırmıştır.

Türkiye Kamu-Sen Başkanlar Kurulu olarak hiçbir gücün milletin kararının üstünde olmadığını, seçimle gelen iktidarların yine seçimle gitmesinin demokrasi anlayışımızın temelini oluşturduğunu bir kez daha vurguluyoruz. Bundan önce demokratik rejimimize yapılmak istenilen her müdahalede olduğu gibi nereden ve kimden gelirse gelsin, nereye ve kime karşı yapılırsa yapılsın demokrasi dışı her türlü girişimin sonuna kadar karşısında, Türk milletinin ve devletinin yanında yer almaya devam edeceğimizi bir kez daha hatırlatıyor, tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralananlara geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.

3- 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kamuda yoğun bir şekilde görevden uzaklaştırma ve ihraçların yaşandığı görülmektedir. Terör örgütleriyle ilişki içinde bulunduğu tespit edilen, darbeye karışan, bunlara yardım ve yataklık eden bütün hainlerin hak ettikleri en ağır cezalara çarptırılması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. Bu noktada gerçekleştirilen uygulamaların demokratik hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi ve mesnetsiz iddialara, asılsız bilgi ve belgelere dayalı olarak görevden uzaklaştırma ve ihraç işlemi gerçekleştirilmemesi, çalışma barışının korunması, milli birlik ve beraberliğimizin sürdürülmesi adına son derece önemlidir.

Bu süreçte kurunun yanında yaşın da yanmaması için bütün soruşturmalar büyük bir titizlikle gerçekleştirilmelidir.  Verilecek kararların toplum vicdanında sorgulanması, bir tek kamu görevlisinin bile haksızlığa uğraması, toplumun adalete güvenini olumsuz yönde etkileyecektir. Bu bakımdan gerçek adalet, soruşturmayı gerçekleştiren mercilerin de gönül huzuru içinde, hiçbir baskıya maruz kalmadan karar verebilmeleri ile mümkün olacaktır. Dolayısıyla haklarında soruşturma açılan kamu görevlilerinin büyük bir hassasiyetle değerlendirilmesi ve en küçük bir mağduriyete dahi yer verilmemesi, bu süreçte devlet mekanizmasında ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi açsından olmazsa olmazdır.

Türkiye Kamu-Sen Başkanlar Kurulu, hiç kimsenin doğruları söyleme cesaretini kendisinde bulamadığı bu süreçte, suça bulaşmamış masum kamu görevlilerinin haklarının korunması adına her türlü girişimde bulunmayı, ilkeli sendikacılık anlayışının Türkiye Kamu-Sen’e yüklediği tarihi sorumluluğun bir gereği olarak görmektedir.

4- 15 Temmuz 2016 günü devletimizin ve milletimizin maruz kaldığı hain saldırının en önemli nedeni, kamuda liyakat ilkesinin zedelenmesidir. Bu dönemde memurların siyasi düşüncesine, tabi oldukları cemaatlere, partilere yakınlığına, sendikal tercihine bağlı olarak ve hiçbir objektif kural gözetilmeden yapılan atamalar sonucunda ülkemizin kılcal damarlarına kadar sirayet eden bir terör örgütü gerçeğiyle yüz yüze kalınmıştır.  Toplumun devlete olan bağlılığını ve güvenini belirleyen en önemli etken, topluma sunulan kamu hizmetinin kalitesi ve tarafsızlığıdır. Bu süreçte bir kez daha görülmüştür ki, kamu görevlisi ve memur kavramı devletlerin geleceğini doğrudan etkileyecek mahiyette önem taşımaktadır. Bu noktada görevlendirmelerde liyakatin ve ehliyetin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Öyle ise bundan sonra yapılacak ilk iş, kamuda liyakati esas alan bir yapılanma oluşturmak, adalet ve hakkaniyet içerisinde kariyer ilkesini işletmek olmalıdır. Bugün, kamu hizmetlerini tarafsız ve adil bir şekilde yürütecek, liyakatli ve ehliyetli kamu çalışanı ve yöneticilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.  Bunu sağlamanın yolu da kamu hizmetlerinden siyaseti söküp atmak, yerine adaleti getirmektir. Adaletin çalışma yaşamındaki birinci önceliği ise işin ehline verilmesidir.

Yaşanan bunca acı tecrübeye karşılık olarak kamuda liyakatin sağlanması adına her hangi bir adım atılmadığı gibi, bundan önce yapılan yanlışların artarak devam ettiği, birçok kurumda memur alımlarında KPSS şartının esnetildiği ve mülakatla memur alımı gerçekleştirildiği görülmektedir.

Devletimizi idare edenler, bir süre sonra başka bir vesayet belası ile karşılaşmak istemiyorlarsa, uyarılarımıza mutlak surette kulak vermek ve hayatın her alanında olduğu gibi kamuda da adaleti sağlamak zorundadır. Aksi halde, idarecilerin etrafını saracak yeni siyasi yandaşlar, yeni menfaat örgütleri, yeni güç odakları ile ülke kısa zaman içinde yeni bir kaosa daha girme tehlikesiyle yüz yüze kalacaktır.

Kamu görevlilerinin atanmalarında, görevde yükselmelerinde, tayin ve terfilerinde tarafsızlık ve liyakat ilkelerinden vazgeçilmemesi; hak eden memurun hak ettiği göreve gelmesi; kamu kurum ve kuruluşlarında, çalışma barışının, birlik, dayanışma ve verimlilik artışının sağlanması için en temel gerekliliktir. Kamu görevlilerinin yandaş, yandaş olmayan, bizden, bizden olmayan gibi ifadelerle fişlenerek ayrıştırılmasının, kadrolaşmanın, adam kayırmanın, kıyımın, haksızlığın, hukuksuzluğun son bulmasının; kamuda bir takım siyasi çevrelere yakın olmanın, çalışanın eğitim düzeyi, performansı ve kişiliğinin önüne geçmesinin önlenmesinin; kamu kurum ve kuruluşlarının idarelerinin tarafsızlığının sağlanmasının; adil bir sınav ve atama sistemi ile çağdaş bir yönetim anlayışının oluşturulmasından geçtiği bilinmeli, özellikle yönetici atamalarında yazılı sınava dayalı adil, şeffaf ve tarafsız bir sistem oluşturulmalı, kamuya personel alımlarında mutlak surette yazılı sınava itibar edilmeli, sübjektif değerlendirmelere açık sözlü sınav uygulamasından mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.

15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte bir kez daha görülmüştür ki, toplumda adaleti sağlanmak ve toplumun tüm kesimlerine eşit yaklaşmak, bu ülkeyi idare edenlerin en temel yükümlülüğüdür. Ayrımcılığa yer vermeyen, liyakate dayalı, hakkaniyeti öncelik alan bir kamu düzeni sağlanması konusunda iktidarı daha duyarlı olmaya davet ediyoruz. Türkiye Kamu-Sen Başkanlar Kurulu, işi ehline vermenin; herhangi bir mensubiyet ya da siyasi yandaşlık yerine doğru eğitim almış, tecrübeli kimseleri tercih etmenin ve bunu sistematik bir hale getirerek, atama ve görevde yükselmeleri dışarıdan her türlü olumsuz müdahaleye kapatabilmenin iyi bir idareci olmanın baş şartı, gelecek güzel günlerin olmazsa olmazı olduğunu yetkililere bir kez daha hatırlatmaktadır.

5- İktidar işbaşına geldiği günden bu yana, mesnetsiz gerekçeler üreterek kamu görevlilerimizin kazanılmış en önemli hakkı olan iş güvencesini kaldırmak istediğini ifade etmektedir. Son olarak yaşanan darbe girişimi bahane edilmek suretiyle memurluk güvencesinin kaldırılmak istendiği görülmektedir.

Son dönemde Devletin asli ve sürekli görevlerinin hızla yaygınlaşmakta olan idari hizmet sözleşmeli, 4/B’li, 4/C’li, taşeron gibi adlar altındaki istihdam modelleri altında çalıştırılan personel eliyle gördürülerek düşük ücretli çalışan sayısının arttığı, iş güvencesini zayıflatıldığı gözlerden kaçmamaktadır. Bu bakımdan kamu görevlilerimizin iş güvencelerinin korunması Türkiye Kamu-Sen’in kırmızıçizgisidir.

OHAL ilanı ve terör örgütleriyle mücadele adı altında kamu görevlilerinin Kanun Hükmünde Kararnameler aracılığıyla görevlerinden alınabildiği ve ihraç edilebildiği göz önünde bulundurulduğunda, mevcut durumda da suça bulaşmış kamu görevlilerine ilişkin olarak her türlü tedbirin uygulanabildiği açıktır.  Ancak bu durumun bir kanun değişikliği ile kalıcı hale getirilmesi halinde, memurlar için her günün OHAL kapsamındaymış gibi değerlendirileceği ve kamu görevlilerinin geleceklerinin idarecilerin keyfiyetine bırakılacağı bilinmelidir.

Kamu görevlilerinin iş güvencelerinin yok edilmesine ve kamu istihdamını özel kesim istihdamına yaklaştırmaya yönelik girişimlerden bir tanesi de performans sistemidir.  Yöneticilerin objektif kurallara göre atanmadığı, liyakat sisteminin esas alınmadığı, kamu görevlilerinin görev tanımlarının dahi olmadığı, bir memurun üzerinde birden çok yetki ve sorumluluğun bulunduğu, az sayıda çalışanla çok işin yapılmaya çalışıldığı bir yapıda performans sisteminin kamu görevlileri üzerindeki baskıyı artırıcı, iş güvencesini yıpratıcı bir etki yaratacağı açıktır.

Kamu görevlilerimiz kamu personel rejiminde değişiklik çalışmalarını birikmiş sorunlarının çözülmesi için bir fırsat olarak görmektedir. Ek ödeme, ek gösterge, özel hizmet tazminatı, emekli maaşları, sosyal yardımlar gibi ödeme kalemleri ile harcırahlar, atamalar, sicil ve disiplin hükümleri, yer değiştirme, görevde yükselme, hizmet içi eğitim gibi birçok konuda 1965 yılında kabul edilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, günümüz ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiştir. Bu bakımdan Türkiye Kamu-Sen Başkanlar Kurulu olarak sorunların çözülmesi için yapılacak her türlü çalışmayı destekleyeceğimizi, iş güvencesinin kaldırılmasına ya da zayıflatılmasına yönelik herhangi bir girişime ise en şiddetli tepkiyi vereceğimizi ilan ediyoruz.

6- Kamu istihdamı son derece karmaşık bir hal almış durumdadır. 657 sayılı Kanunun 4-A, 4-B, 4-C maddeleri ile kadrolu, sözleşmeli, geçici ve vekil gibi adlar altında personel çalıştırılmakta; 5258 sayılı Kanun, 4924 sayılı Kanun, 5393 sayılı Kanun, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, İdari Hizmet Sözleşmesi kapsamı gibi çok çeşitli statüde personel istihdam edilmektedir.  Aynı kurum içinde aynı işi yapan ancak tabi oldukları yasal mevzuatın farklı olması nedeniyle; maaşları, emeklilik hakları, iş güvenceleri, sosyal ve özlük hakları farklı olan kamu görevlileri bulunmaktadır. Kaldı ki, 4/C’li personel ile memur işi yapan kamu işçilerinin kadroya geçirilmesi konusunda çalışma yapılmasına dair Kamu İşveren tarafı ile kamu görevlileri sendikaları arasında kabul edilmiş bir mutabakat olduğu halde, şu ana kadar herhangi bir işlem yapılmadığı da görülmektedir. Kamu istihdamında yeknesaklığın ve adaletin sağlanabilmesinin yolu, kamudaki çok başlı yapıyı sonlandırmaktan ve tüm çalışanların iş güvencesi, sosyal haklar, toplu sözleşmeli ve grevli sendikal hak ve izin haklarını da içeren, insanca yaşayabileceği bir ücret aldığı, asli ve süreklilik arz eden kadrolu statüye kavuşturulmasından geçmektedir.

Kamu personel rejimindeki aksaklıkların başlıca nedeni olan farklı hukuki statü çerçevesinde istihdam edilen kamu dışı aile sağlığı çalışanları, vekil, İdari Hizmet Sözleşmeli, 4/C’li, 4/B’li, 5393 sayılı Kanuna ve diğer mevzuat hükümlerine tabi güvencesiz personel ile taşeron işçileri ve üniversite mezunu kamu çalışanlarının kadroya geçirilmesi sağlanmalıdır.

7- Bilindiği gibi toplu sözleşme hükümleri, uygulanması idarece zorunlu olan metinlerdir. Buna karşın imzalanan toplu sözleşme hükümleri tam olarak uygulanmamakta, kamu görevlilerinin hak ve menfaatlerini koruyup ilerletme misyonu ile kurulduğunu iddia eden yetkili sendika ve konfederasyon ise kendi attığı imzaya dahi sahip çıkabilme basiretini gösterememekte, kamu görevlilerinin mağduriyet yaşamasına göz yummaktadır. Konfederasyonumuz, toplu sözleşme hükümlerinin bir an önce uygulanması amacıyla yargıya başvurmuş bulunmaktadır. Bu kapsamda mahkeme sonucu beklenmeksizin başta 4/C’li geçici personel ile üniversite mezunu işçilerin kadroya geçirilmesi olmak üzere, uygulanmayan bütün toplu sözleşme hükümleri bir an önce hayata geçirilmelidir.

8- Kamuda istihdam sisteminde ana eksen, aile bütünlüğünün korunması yolunda belirlenmeli ve üniversiteler dâhil olmak üzere kamuda her statüde istihdam edilen personelin herhangi bir şart aranmaksızın eş durumu, sağlık ve öğrenim özründen dolayı tayin talepleri dikkate alınmalı, atama ve yer değiştirmelere ilişkin çerçeve yönetmelikte uygun düzenlemeler yapılarak atama ve yer değiştirmelerde aile bütünlüğünün korunması sağlanmalıdır.

Yer değiştirmelerde öncelik karşılıklı ve gönüllü yer değiştirme taleplerine verilmelidir. Eleman temininde güçlük çekilen il ve ilçelerde 5 yıldan uzun süredir görev yapmış olan memurların istekleri halinde başka yerlere atanmaları sağlanmalıdır. Bu il ve ilçelerde görev yapacak personele her yıl belirlenen kadro ihtiyacı kadar lojman, kreş ve servis imkânı sağlanmalıdır.

9- Yargının, yasama ve yürütmeden bağımsız olduğu ve güçler ayrılığı ilkesinin Anayasal güvence altında alındığı unutulmadan, yargı kararlarına ve hukukun üstünlüğü ilkesine saygı gösterilmesi, Konfederasyonumuz Başkanlar Kurulunca, Devletimizin varlığı ve bekası için vazgeçilmez bir unsur olarak görülmektedir. Bu konuda iktidarı kamu görevlileri hakkında alınmış olan yargı kararlarına uymaya çağırıyoruz. Türkiye Kamu-Sen’in, başta Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı olmak üzere tüm kurum ve kuruluşlarımızda memurlar lehine alınmış yargı kararlarının uygulanmaması halinde her türlü eylemi gerçekleştirecek güce, iradeye ve kararlılığa sahip olduğunun bilinmesini istiyoruz.

10- Gerek toplu sözleşme dönemlerinde kamu görevlilerinin kazanılmış haklarının geriletilmesine göz yuman sözde sendikaların varlığı, gerek 15 Temmuz alçak darbe girişimi ve sonrasında gelişen süreçte birçok masum kamu görevlisinin yaşadığı mağduriyetler gerekse yetkililerin memurların haklarının budanması, güvencelerinin yok edilmesi konusundaki ısrarlı tutumları, memurlarımızı gerçek anlamda savunan sendikaları bir adım öne çıkarmaktadır. Türkiye Kamu-Sen, kuruluşunda ortaya koyduğu ilkeler doğrultusunda her şart altında doğruları söyleyen, hakkı yücelten ve haksızlığa karşı duran tavrıyla kamu görevlilerinin sığınacakları en güvenli liman, güvenecekleri GERÇEK DOST; olaylara karşı ürettiği milli politika ve çözümlerle, ortaya koyduğu mücadele ve temsil ettiği değerlerle tamamen milli olan ve Türk memurunun her şart altında başvurabileceği ASIL ADRES’idir.

Kamuoyuna duyurulur.

Saygılarımızla